Bizi takip edin:


Mahremiyet; bireye özgü olup herkese açık olmayan, bilinmesi, duyulması, görülmesi istenmeyen, bireyin dışındaki herkese kapalı, bireyin özel alanını ifade etmektedir. Bireyin mahremiyeti gerek inanç sistemleri gerekse evrensel hukuk kuralları ile koruma altındadır ve “dokunulmazlık” ile garanti altına alınmıştır. Bu dokunulmazlık ihlal edildiğinde bireyin fiziki ve ruhsal bakımdan ağır travmalar yaşaması kaçınılmazdır.

Bilindiği gibi çocukluk dönemi, her türlü sosyal normların ve kişisel alışkanlıkların oluştuğu ve karakter hâline gelmeye başladığı bir süreçtir. Bu süreçte çocuğa verilecek mahremiyet eğitimi, hem çocukluk dönemini hem de hayatının sonraki süreçlerini ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı bir şekilde devam ettirmesine katkıda bulunmaktadır. Alanda yapılan birçok akademik çalışma, sağlıklı bir mahremiyet eğitimi almış çocukların özgüvenleri yüksek ve mkendi özel alanlarını koruma konusunda bilinçli bireyler olarak toplumsal hayata katıldıklarını ortaya koymaktadır.

Örgün eğitimde mahremiyet konusu okul öncesinden başlayarak yüksek öğretimi de içine alacak genişlikte bir alanı kapsamakla birlikte, doğal olarak okul öncesi dönem bu kavramın oluşması ve yerleşmesinde daha fazla önem taşır. Ancak bebeklik ve çocukluk dönemlerinde mahremiyet kavramının kişide güçlü bir şekilde yer edinmesi, ailenin bu konudaki hassasiyetiyle yakından ilişkilidir.

Toplumun en küçük birimi olan aile içinde bebeklikten itibaren verilecek mahremiyet eğitimi, daha sonra okul öncesi süreçte öğretmenler tarafından desteklendiğinde, kalıcı hâle gelmekte ve bireyin kendisi ve kendi dışındakilere yönelik mahremiyet farkındalığı gelişmektedir. Böylece kendi mahremiyetine ve dokunulmazlığına sahip olan çocuk, aynı
zamanda başkalarının mahremiyet ve dokunulmazlığına da saygı duymayı öğrenmektedir. UNICEF Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesinde “Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana–babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler herşeyden önce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarak hareket ederler.” hükmü yer
almakta ve 19. maddesinde de çocukların bedensel ve zihinsel şiddete veya suistimale uğramaları ihtimaline karşı taraf devletleri yasal, idari, toplumsal ve eğitsel önlemleri alma konusunda uyarmaktadır.

Konunun ulusal ve uluslararası hukuk metinlerindeki kapsamı bir yana, çocuk mahremiyeti kavramı yukarıda da değinildiği gibi öncelikli olarak ailenin sorumluluğundadır. Geleceğin anne-babaları olan bugünün çocuklarını, bu hassasiyetleri dikkate alarak yetiştirmek, ebeveyniyle eğitimcisiyle hepimize düşen bir insanlık görevidir.
Çocuklarımıza aile içinde kazandıracağımız küçük alışkanlıklarla sağlıklı bir mahremiyet eğitimine katkıda bulunabiliriz. Bu bağlamda,

 

  •  Tanıyan, tanımayan herkesçe çocuğun kucağa alınıp öpülecek, oynanacak bir oyuncak gibi görülmemesi gerekir. Böyle bir durumda çocuk bu tür hareketleri doğal karşılamaya başlayacak ve mahremiyet duygusu yara alabilecektir.
  •  Kimi durumlarda ebeveynin bile öperken izin istemesi gerekebilir, zira böylece çocukta kendi dokunulmazlığına ilişkin bir farkındalık gelişecektir.
  •  Fiziki şartlar el veriyorsa çocuğun odası ayrılmalı, buna bağlı olarak ebeveyninin yatak odasına kapıyı vurmadan girmemesi gerektiği öğretilmelidir. Çocuk bu sayede kendi özel alanının çerçevesini daha kısa sürede kavrayabilir.
  •  Okul öncesi dönemde “sır” diye bir şeyin olamayacağı çocuklara anlatılmalıdır, çocuk yaşadığı olumlu veya olumsuz şeyleri en yakın bulduğu kişiye rahatça anlatabilmelidir.
  •  Dokunmak temelde insani bir eylemdir ve sevgiyi ifade eder. “İyi dokunuş” çocuğa karşı anne babanın, aile büyüklerinin, kardeşlerin sarılması, öğretmenin saçını okşaması gibi temas durumlarını kapsar ve bunlar çocuğun rahatlamasına, ruh sağlığının gelişmesine katkıda bulunur. Ancak “kötü dokunuş”, şiddet içermese bile çocuğun kendini utanmış, değersiz hissedebileceği veya mahremiyet duygusunu yaralayabilecek türden temaslardır. Özellikle “kötü dokunuş” konusunda çocuklarımızı bilinçlendirmeliyiz.

 

Unutmayalım, yarının eşleri, anne-babaları; bugünün çocuklarıdır. Ruhen ve bedenen sağlıklı
nesiller yetiştirmek, dünyaya bırakabileceğimiz en değerli mirastır.

Anaokulunuzun veya kreşinizin Antalya Kreşleri Rehberinde yer almasını istiyorsanız hemen

KREŞİNİZİ EKLEYİN